Ad Absentia
rating: +2+x

İlk başta o her şeydi.

Aynı üniversiteye gitmiştik ama oradayken birbirimizi hiç duymamıştık. Ben İngilizce okurken o Kuantum Mekaniği okuyordu. Ben parti yaparken ve içki içerken o manşetlere çıkıyor ve ödüller kazanıyordu. Ben bir tez üzerine ter dökerken, o yurtdışında araştırmalara öncülük ediyordu. Kore, İsviçre, Singapur. Hartford, New Haven, Danbury.

Koyu saç. Güneşte fırıl fırıl dönen bir fincan kahveye benziyordu. Yeşil gözler. Bir odayı delip benimkine girecek kadar parlaklar. Birbirimize ilk kez dokunduğumuzda parmağımla onun tüm vücudunu dolaşmak istemiştim. Onu hatırlamak istemiştim.

Ardından mülakat ve iş teklifi geldi. Tabii ki de kabul etti. Çocuğumuzu üniversiteye göndermek için gereğinden fazlasıyla para ödüyordu.

Bizim çocuğumuz. Bizim kızımız. İlk gününe gittiğinde 6 aylık hamileydim. En başından beri bana işi hakkında hiçbir şey söyleyemeyeceğini söylemişti. Sadece "biçilmiş kaftan" bir şey olarak tanımlayabiliyordu. Bazı günler keyifle eve gelirdi. O günlerden birinde bana "Tanrı'nın işini" yaptığını ve "dünyayı herkes için daha iyi hale getirdiğini" söylemişti.

Bir gece eve sarhoş gelmişti ve sabaha kadar kendini yatak odasına kilitlemişti. Başka bir gece onu oturma odamızın ortasında bütün mobilyalar duvarlara doğru itilmiş haldeyken çıplak otururken görmüştüm.

Evimizde keskin olan her şeyi saklamıştı. Ertesi sabah bıçakları, makasları ve diğer mutfak gereçlerini verandanın altına saklanmış haldeyken bulmuştum.

Bu, o günlerce ortalıktan kaybolana kadar kendini tekrarlamıştı. "Sana söyleyemem," derdi. "Ama güven bana, böylesi daha iyi."

Bardağı taşıran son nokta, kasılmalar yaşamaya başladığım zamandı. Kendime kızımızın doğumunu kaçırmasının imkansız olacağını söylemiştim, ama sonra 2 hafta boyunca ortadan kaybolmuştu.

O sabah kapının önünde durdum. Arabasının anahtarlarını ve çantasını sakladım. Gerçek için savaşmaya hazırdım, ve öğrenebildiğim tek şey "Dışişleri Bakanlığı için çalışıyorum." idi.

Büyürken, herkesin ebeveynleri "Dışişleri Bakanlığı" için çalışıyordu. CIA ya da NSA, ailemiz ve ülkemiz için kendisini tehlikeye attığını düşündüm.

Yalan. Dışişleri Bakanlığıymış, hadi oradan. Ne zamandan beri Dışişleri Bakanlığı'nın haftalarca çalışmak için laboratuvar önlüğü giymiş bir bilim adamına ihtiyacı var? O kadar gizli olmak ki, ona en yakın olanların gün içinde ne yaptığına dair bir fikri bile yok.

Gitmesine izin verdim. Onu seviyordum.

O gece yatakta bana bir gün geri dönmeyebileceğini söylemişti.

"Beni bulmaya çalışma. Bana ne olduğunu öğrenmeye çalışma. Her şey halledilecek."

Onun laboratuvar önlüğünü dün geri gönderebileceğim bir adres olmadan postayla teslim aldım.

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License