Madde #: SCP-3001
Nesne Sınıfı: Öklid
Özel Saklama Prosedürleri: SCP-3001'e kazara girilmesini önlemek için Vakfa ait tüm gerçeklik-bükücü teknolojiler C-Sınıfı "Hatalı giriş" Solucan Deliği oluşumunu önlemek amacıyla yeni emniyet tedbirleriyle donatılmalıdır. SCP-3001'e ait bilgilere her seviyeden personel tarafından erişim sağlanabilse de, SCP-3001 ve onunla ilişkili tüm teknolojiler ile ilgili araştırma ve deneyler yalnızca Seviye 3 ve üzeri personel tarafından Site 120, 121, 124 ve 133'ten alınan özel izinle yapılabilir.
Açıklama: SCP-3001, geçici bir C-Sınıfı "Hatalı Giriş" Solucan Deliği1 ile erişilebilen teorik bir paralel/cep "evren-dışı" mekandır. Sonu olmadığı düşünülen bir paralel evren olmakla beraber SCP-3001, maddeden neredeyse tamamıyla yoksundur. Hume Seviyesi, aşırı düşük bir değer olan 0,032 değerindedir.2 Bu değer, Hume ve uzay zaman arasındaki ilişkiye değinen Kejel'in Gerçeklik Yasaları ile çelişmektedir. Düşük Hume değerleri, içerisinde bulunan maddenin olağanüstü derecede yavaş bozulmasına sebep olur; diğer türlü ölümcül olabilecek hasarlar, herhangi bir biyolojik/elektronik fonksiyonda aksaklığa sebep olmaz. Yapılan simülasyonlar, vücut dokusunun %70'inin yok olmasına rağmen beynin %40'ının yerinde olduğu sürece organizmanın hayatına normal bir şekilde devam edebildiğine işaret etmiştir. Ancak uzun süreli maruz kalma durumunda söz konusu maddenin Hume Seviyesi, SCP-3001'inki ile yakınlaşmaya başlar. Hume Seviyesinin eşitlenmesi durumunda maddenin kendi Hume Sahası parçalara ayrıldığı sırada maddeye hayati dokusal/yapısal zarar gelir.
SCP-3001, 2 Ocak, 2000 tarihinde Site-120 (gerçeklik-bükücü teknolojileri test ve muhafaza etmekle yükümlü bir tesis) içerisinde keşfedildi. Dr. Robert Scranton ve karısı Dr. Anna Lang, Site-120'de Baş Araştırmacılar olup "Lang-Scranton Dengeleyici" (LSD).3 adında deneysel bir cihaz geliştirmekteydiler. Dr. Scranton, beklenmeyen bir sismik aktiviteden dolayı Site-120 Gerçeklik Laboratuvarı A içerisindeki birden fazla aktif LSD'nin zarar görmesi sonucunda SCP-3001'e taşınmıştır.
Başlangıçta ölü varsayılan Dr. Scranton, SCP-3001 içerisinde en az 5 yıl, 11 ay ve 21 gün hayatta kalmıştır. Bu zaman zarfında kendisi, onunla birlikte C-Sınıfı "Hatalı Giriş" Solucan Deliği yoluyla SCP-3001'e taşınıp hala çalışır durumda olan bir LSD kontrol paneline SCP-3001'in içinde yaşamış olduğu deneyimleri ve gözlemlerini kaydetmiştir. Kontrol paneli, gelişmiş bir gerçeklik-bükücü teknolojinin testi sırasında beklenmedik bir şekilde tekrardan ortaya çıkmış ve bahsi geçen kayıtlar ele geçirilmiştir. Bu kayıtlar, SCP-3001 araştırmaları için baz alınmaktadır. Her geçen gün gelişen teknolojiye rağmen Dr. Scranton'ı kurtarma ve bütünleştirme girişimleri başarısız olmuştur. Kendisinin anlık fiziksel ve zihinsel durumu veya hayatta olup olmadığı bilinmiyor. [Dr. Scranton için kurtarma planları hakkındaki detaylı bilgi, Etik Heyeti tarafından gözden geçirilmektedir.] Dr. Scranton'ın kayıtlarının birer dökümü aşağıda yer almaktadır.
[İlk sekiz gün boyunca Dr. Scranton'dan anlaşılabilir bir ses çıkmaz. Kendisi panik, şaşkınlık ve öfke arasında gidip gelmektedir. Bu zaman zarfında SCP-3001 içinde dolanıp bir çıkış yolu aradığı düşünülmektedir. On birinci günde kontrol paneline yaklaşır fakat panelin çalışır durumda olduğunu fark etmesi birkaç saat alır.]
…
İsim, Robert Scranton. Yaş, 39. Doğum günü, 19 Eylül, 1961.
Favori renk, mavi.
Favori şarkı, "Living on a Prayer."
Eş… Anna…Anna…
İsim, Robert Scranton. Yaş, 39. Doğum günü, 19 Eylül, 1961.
Favori renk, mavi.
Favori şarkı, "Living on a Prayer."
Eş, Anna. Gözleri yemyeşil. Onu çok seviyorum.
İsim, Robert Scranton. Yaş, 39. Doğum günü, 19 Eylül, 1961.
Favori renk, mavi.
Boy, 178 cm.
Kilo, 85 kg.
Eş, Anna. Anna, affet beni.
İsim, Robert Scranton. Yaş, 39. Doğum günü, 19 Eylül, 1961.
Favori renk, mavi.
Karımın ismi Anna. 12 Ağustos, 1991 tarihinde evlendik.
Umarım iyidir.
Lütfen iyi olsun, lütfen iyi olsun.
Robert, Scranton. 39. Anna, mavi, eş. Lütfen… lütfen, Tanrım, lütfen…
Anna… Anna… Anna bo banna… Anna bo banna…
Bir dakika… O da ne? [Bu noktada Dr. Scranton'ın kayıt modülü üzerinde parlayan noktayı gördüğü varsayılmaktadır.]
Yok artık, bu şey şu anda kaydediyor mu?
[Metal bir tıngırtı duyulur.]
[Oldukça telaşlı ve panik bir halde] Adım Robert Scranton. Evet, evet, adım Robert Scranton, Eski bir Site-120 Vakıf araştırmacısıyım. Burada tam olarak… emin değilim, ben… ben hatırlayamıyorum. Tahminlerime göre on gün geçmiş olması lazım ama t-tam olarak… Tanrım, beni duyabilen var mı?! N-neler olduğunu bilmiyorum, nerede olduğumu da bilmiyorum v-ve, lütfen, kimse var mı??! Merhaba?! Kimse?! HERHANGİ BİRİ?!
Kimse beni duyamıyor. Tanrım, Tanrım, Tanrım. Ha siktir, siktir, siktir, siktir, SİKTİR.
Bu şey neden hala çalışıyor ki? Çalışıyor olamaz, ÇALIŞMAMASI lazım, o zaman neden çalışıyor?! — Tanrım, şey yapmam lazım, şey… burada… ne kadar uzun süre konuşabilirim öğrenmem lazım, modülün üzerinde bir kapsül olması lazım ve… H-hiçbir şey göremiyorum, yalnızca yanıp sönen kırmızı nokta gözüme çarpıyor, yanındaki şalterleri göremiyorum…
Açlıktan öleceğim.
Susadım da. Şimdiye dek susuzluktan ölmüş olmam lazımdı, o zaman neden… artık bilmiyorum.
Merhaba minik kırmızı nokta, benimle konuşabilir misin? Benim için… Anna'ya selam gönderebilir misin? Merhaba?
Kontrolleri buldum.
İki hafta, üç gün, kırk yedi saat ve 58 dakika.
İki hafta, üç gün, kırk yedi saat ve 58 dakika.
İki hafta, üç gün, kırk yedi saat ve 58 dakika.
İki hafta, üç gün, kırk yedi saat ve 58 dakika.
Ah… Tanrım.
GERİ SARMA HATASI, GERİ SARMA HATASI. GERİ SARMA HATASI.
Hangi deliğin içine düştüğümü bilmiyorum ama burada hayatta kalmak için yemek yemeye ihtiyaç duymadığımı artık biliyorum. Midem gerçekten kazınıyor, hem de çok fena… ama bu noktada öleceğimi zannetmiyorum. O yüzden… a-acele etmeye gerek yok herhalde. B-belki bir tür mucize olur da buradan kurtulurum. Haha, hayal kurmaya devam et Robert. Şu anda oldukça… yorgun hissediyorum, sanırım uzanacağım.
Üç hafta, dört gün, on dokuz saat.
Cebimde Anna'ya ait bir fotoğraf buldum. Minik kırmızı nokta, izin ver de onun yüzünü göreyim. Yalnızca bir süre için… ona yalnızca birazcık bakabilmek istiyorum.
Merhaba Anna, ben hala buradayım. Sana söz geri döneceğim, tamam mı?
İki ay, dört gün, üç saat.
…Merhaba. Robert konuşuyor. Şey, son birkaç haftadır kayda değer pek bir şey olmadı. Ha. Hahahaha… Hahaha… hı… hı…
Üzgünüm, kendimi toparlamam lazım. Nefes al…
Oldukça… oldukça meşguldüm. Bu yer hakkında bilgi edinmeye uğraşıyordum, yani benim hapishanem hakkında. Benim krallığım. Heh, Kral Robert. Tanrım, leş gibi kokuyorum. Bu lanet yerde hava var mı ki? Leş Kokulu Kral Robert, HİÇBİR SİKİMİN efendisi.
…Affedersin, profesyonelliğimi korumam lazım. Kendimi daha iyi hissettiğimde döneceğim.
… Tamam, işte başlıyoruz. [Derin bir soluk alıp verir.]
Adım… Robert Scranton. Şey için, Site… 120, çeşitli gerçeklik-bükücü SCP'ler üzerinde çalışıp benzer tehditlere karşı daha gelişmiş önlemler ortaya çıkarmaya yönelik bir Vakıf tesisi için Eski bir Baş Araştırmacıyım.
Tam olarak… kırmızı nokta, devam et.
İki ay, sekiz gün, on altı saat.
Kırmızı noktanın dediği gibi boş bir cep boyutu olduğunu varsaydığım bir yerde o kadar süredir kapalı kaldım, hem de tek başıma. Evet… tek başıma. Yapayalnız.
Bu yere vereceğim sınıflandırma, SCP… bilmiyorum, hangi numaradayız unuttum, neyse ne. Neler yaşandığından emin değilim şeyden beri… kırmızı nokta, bir daha alalım lütfen.
İki ay, sekiz gün, on altı saat.
Etrafta sohbet edecek kimse yok ve ben de akıl sağlığımı korumak için bu kontrol paneliyle konuşuyorum. Benim… bu yaşananların bir kaydını tutmam lazım. Şansı yaver gitmeyen biri ileride benimmle aynı sonu paylaşacak olursa ve bu kayıt birilerinin eline geçebilirse… belki o kişiye yardım edilebilir. Şu anda beni teselli eden tek şey bu ve benim teselliye gerçekten ihtiyacım var, hahahaha…
…Yani şu anda ben Robert… Scranton… ileri araştırmalar için… yeni bir SCP belgelemekteyim. Şimdilik bununla idare edeceğiz. Haydi bakalım.
…
İki ay, on bir gün, on saat.
Nesne numarası, SCP-sikimde değil.
Nesne sınıfı, Öklid… sanırım, ama emin değilim, bunu zaman zaman değiştirmem gerekebilir. Biraz daha keşfetmeliyim.
Özel Saklama Prosedürleri, Tanrım, sanki bir psikiyatristim… Şey… burası her neresiyse muhafaza edilebileceğinden emin değilim. Kesinlikle… kesinlikle dünyada bir yer değil. Açıkçası nerede olduğunu bilmiyorum. Tahminimce… Dengeleyici prototipi ile bir ilgisi var… onun ne olduğunu daha sonra açıklayacağım. Pekala… evet, her neredeysem burası, yaratılabilmesine karşın muhafaza edilebilir bir yer değil. Yo, yo bu doğru kelime değil. Şey… girilebilmesine. Evet, bu daha uygun oldu. Bir gerçeklik-bükücü kazasından sonra buraya vardım ve… hayır, hayır Robert, böyle yapma, daha bir çıkış olup olmadığını bilemezsin. Ooooh… livin' on a prayer… halfway… there…. Ihım.
İki ay, on bir gün, on sekiz saat.
Bir dakika, açıklama kısmını unuttun Robert, formata bağlı kal… Bu yer… gerçeklikte bir çeşit açıklık gibi. Karanlık. Bir hayli karanlık. Konuşmamın kaydedildiğini gösteren bu minik kırmızı nokta, görülebilen tek ışık kaynağı. Ellerimi göremiyorum, önümdeki kontrol panelini de göz ucuyla seçebiliyorum. Kırmızı noktayı merkez alıp adımlarımı sayarak yol katetmem gerekti. Henüz yüz adımdan uzağa gitmedim. Çünkü… korkuyorum. Heh. Acaba saçım çoktan beyazlamış mıdır? Hangi renkte onu bile göremiyorum. Yeri gelmişken, son zamanlarda başım çok kaşınmaya başladı. Eğer aklımı ona vermezsem sıkıntı yok. Ama suratımda… bu garip karıncalanmayı hissediyorum, neden bilmem.
İki ay, on beş gün, dört saat.
Pekala… hoooo… Bir dakikalığına sakinleşmem lazım, Tanrım… Lanet olsun… a-az önce buranın yeni bir özelliğini keşfettim. Bunca zamandır neyin üstünde yürüdüğümü düşünüyordum, bir çeşit… düz bir zemin. Minik kızılcıkla göz temasını kesmeden yürüdüğümde zemin dümdüzdü. Tanrım, şu anda kafam zonkluyor. Sanırım adrenalin hala etki ediyor… Ancak hipotezim doğruysa ve burası gerçeklikte bir tür açıklık ise o zaman yürümem için bir zeminin olmaması gerekir. Şimdi düşünüyorum da bunca zamandır sanki… yürüyormuşum değil de bir şeyin içinde yüzüyormuşum gibi hissediyorum, oldukça yoğun bir şey. Bir çeşit… basınca sahip ve bunun uygun terim terim olup olmadığından emin değilim. Bu kahrolası yer zaten saçmalıktan ibaret ve ben elimden geleni yapıyorum, tamam mı?!
Tanrım… Üzgünüm.
Aklıma gelen en iyi analoji… sanki çok yoğun siyah bir jöle içinde yürümek gibi. Beni "yüzeyde" tutacak kadar yüzey gerilimi var ama eğer aşağı doğru yeterince bastırırsam alçalabiliyorum. Bir dakika, dur dur dur, bunu… bunu biraz daha test etmem gerekiyor, hemen dönerim.
İki ay, on yedi gün, iki saat.
Bilincini bir yöne doğru dürterek… yol katedebiliyorsun. O yüzden burası hakiki anlamda gerçeklikte bir açıklık olamaz, en azından benim ve Anna'nın teorisine göre. Eğer öyle olsaydı hiç hareket edememem gerekirdi çünkü ortada hareket edecek bir boşluk var olmazdı. Vay anasını, pekala, pekala, kulağa şimdi daha mantıklı geliyor, güzel, iyi iş çıkardın Robert, kafan çalışmaya başladı sonunda. Şimdi düşünüyordum da bunu düz bir zeminde minik kızılcığa yaklaşıp ondan uzaklaşabilirken fark etmeliydim. Aynı zamanda neden açlık veya susuzluktan ölmediğim de anlaşıldı, çünkü burada zaman çok yavaş akıyor. Peki tamam, minik kızılcığın yanına yanaşıp dümdüz bir şekilde… "aşağı" indim. Pekala, bundan böyle minik kızılcığı üç boyutlu bir mekanın merkezi olarak ele alın. Dümdüz bir şekilde… aşağı indim, evet. Sonra da… "yukarı" çıkarak minik kızılcığın yanına vardım. Daha sonra yukarı devam ederek kızılcığın üzerinde "süzüldüm". Burada çok yavaş hareket ediliyor. Dediğim gibi, jöle analojisi; burayı benzetebileceğim en yakın şey.
İki ay, yirmi iki gün, üç saat.
Yeni emirler için hazırım, kızılcık komutanım! Hahaha, hadi ama kızılcık, Kızıldeniz'de gemilerin mi battı? Ha! Gördün mü kelime oyununu?… Kızılcık, neşelen biraz. Bence komikti!
…
… Pekala, her neyse. Ihım.
Bu yerin Kejel'in Gerçeklik Yasalarını umursadığını pek sanmıyorum. Böyle derken gerçekten de hiç umursamıyor diyorum. Yaptığım hesaplamaların doğru olduğuna eminim ancak.. bekle biraz, bir daha kontrol edeceğim…
Tanrım. Evet, hala doğru. Pekala, bu yer… eğer standart Hume ölçeğini kullanacaksak bu yerin yaklaşık… sıfır virgül sıfır… dört… değerine sahip olduğundan eminim. Aynen öyle, gerçekten, baya, bi hayli düşük, o yüzden… önceden dediğim gibi burada uzay zamandan neredeyse hiç iz yok, o yüzden besin yetersizliğine rağmen biyolojik işlevlerim hala yerli yerinde. Yani bu demek oluyor ki… ben… ben bunun ne demek olduğundan emin değilim.
…
Ek olarak, biyolojim bu kadar düşük bir Hume yoğunluğuna nasıl tepki verir emin değilim. Normalden yüksek Hume Seviyelerinde çalışmaya alışığım ve test ettiğimiz gerçeklik-bükücülerin Hume Sahası hiçbir zaman 0,8'in altına düşmez. Bu… bir ilk olacak. Tüm dünyada bir ilk. Site-133'de bir "Prommel Biçer" olduğunu hatırlıyorum, ona bu adı taktılar çünkü Hume yoğunluğu hakkında yapılan önceki teorilerin hepsini boşa çıkardı. Oldukça pahalıya patlayan bu tuhaf makine, küçük bir alanı 0,4'e kadar indirdi. Şimdi içerisinde bulunduğum değer ise 0,05… halimi anlayın artık.
Yalan söylüyordum. Önceki kayıtta yalan söylüyordum… Kendi… kendimi kandırıyorum. Vücudum ve… minik kızılcık… bu yerde gerçeğe en yakın şeyler bizleriz, bu da demek oluyor ki… Hume Sahası zaman içinde… eşitlenecek ve bu da… G-gitmem lazım, yapacak… yapacak hesaplamalarım var. Kızılcık, Anna, unutmayın, Kejel'in İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Yasasını kullanıyorum, tamam mı? Çevre… çevreyi 0,05 alın, dış sahamı da… 1 ila 1,4 arası alın, İkinci Yasanın hata payı düzeltmesini hesaba katın ve iç kısmı da… onu da… hay sikeyim. Daha işim bitmedi.
Ben gerçeğim. Tepeden tırnağa kadar gerçeğim. Hakiki anlamda gerçeğim. Benden gerçeği yok, gerçek dışı şu dünyadaki en gerçek adam benim.
Kızılcık, hiç mi hiç mizah anlayışın yok. LSD'den bahsediyorum, kızılcık. Sanırım… buraya gönderildiğimizde gerçeklik değerimiz tavan yaptı. Kızılcık, dersini hiç dinlemedin mi? Hey, bana akıl hocalığı taslama kızılcık. Demek istediğim şu ki, LSD'deki dalgalanmanın sebep olduğu şey… şey…
İki ay, on sekiz gün, yedi saat.
Hayır, kızılcık, yanından bile geçmedin, Kejel'in Üçüncü Yasasını yanlış hesaplamış olmalısın. İşimizi bitiren LSD arıza yaptığı için şu anda 2,2 ila 3,6 arasında olmalıyız. Evet, çok iyi kızılcık, bu çok iyi, çünkü bu demek oluyor ki daha çok vaktimiz olacak şeyden önce… evet kızılcık, biz SİKİ TUTMADAN önce, tamam mı?!
İki ay, yirmi dört gün, beş saat.
Yaklaşık üç yıl. Eğer… çok etkileşim kurmazsam belki dört. Eğer… eğer burada bir LSD olsaydı bunu belki… sekize çıkarabilirdim, en iyi ihtimal bu. Ama ben… ben… ama… üç yıl. Üç yıl, sonrasında geri dönüş yok. Ha. Hahahahaha. O zamana kadar… bir şeyler düşünmüş olurum herhalde. Bir süreliğine bir sıkıntı çıkmaması lazım… en az… yo, yo, burada o kadar uzun süre kalmayacağım… Kesinlikle bir çözüm düşüneceğim.
Anna, sen ne yapardın acaba? Yardımın lazım, tatlım. O… o hissettiğim karıncalanma var ya… O benim Hume Sahamın dağılması… G-gerçekliğimin uçup gitmesi… Üç yıl. Kendimi üç yıl içinde dengelemem gerek.
Düşünüyordum da… Anna ve ben, bizim bir teorimiz vardı… Hume Sahasının değeri ne kadar düşük olursa olsun yine de bir Hume Sahası. Değeri düşük olduğundan dolayı benim Hume dağılımım da oldukça zaman almalı. Eğer… eğer bu sahayı… geri dönüştürüp dağılımı en aza indirebilseydim belki de… belki de… bu yalnızca bir teori fakat… denemeye değer. Ancak bu demek oluyor ki…
Hey kızılcık. Benim… gitmem lazım. Bir şeyi test etmek istiyorum ve seni yanıma alamam. Ben… affet beni. Hayır, hayır kızılcık, gerçekten, gerçekten üzgünüm, gelmeni çok isterdim inan bana, fakat… eğer birlikte olursak dağılım daha da hızlanacak… İkimizin de olabildiğince çok zamana ihtiyacı var. Benim burayı biraz daha keşfetmem lazım, senin de tüm bu bilgileri aklında tutman lazım ve… kızılcık, böyle yapma. İ-iyi olacaksın kızılcık, bundan eminim, bir ceviz kadar sertsin. Benden çok daha sert… Bu biraz sürebilir kızılcık, ama daha uzun süre hayatta kalmamızın bir yolunu bulmam lazım. Belki de buradan çıkmanın bir yolunu da bulurum. Sahayı yeterince muhafaza edebilirsem belki de… bizi buradan çıkartabilirim. Hayır, hayır emin değilim ama öğrenmem lazım. Kızılcık, söz konusu şey buradan kaçabilme ihtimali, tamam mı? Evet, burası bir açıklık ve açıklığın bir sonu da olmalı, tıpkı… bir kanyonun duvarları gibi, anladın mı? Bir duvar bulmam lazım ve sonra belki…
…
Affet beni kızılcık, umarım döndüğümde dost kalabiliriz.
…
Artık… artık gidiyorum… Sonra görüşürüz.
…
Altı ay, on gün, beş saat.
Selam, minik kızılcık. Görüşmeyeli epey oldu.
Şimdi düşünüyordum da, niye bu kadar heyecanlandıysam sanki? Bu yer… Tanrım, bu yer. Bu yer tam bir… cehennem.
Sonu yok. Gittikçe gidiyor ve gidiyor ve gidiyor…
İki kahrolası ay boyunca tek bir yöne doğru ilerledim. Tanrım, tam bir salağım, neden çıkabileceğimi düşündüm ki sanki? Dünyanın sonunun ufukta olduğunu sanan o eski aptal Avrupalılar gibiyim tıpkı. Salağın tekisin, Robert, salağın teki, sadece-sadece- LANET OLSUN!
Eğer yeterince alçalırsam bir dibe varır mıyım?
On ay, yirmi sekiz gün, on beş saat.
Dibi yok. Siktir git kızılcık.
Affet beni kızılcık, lütfen gitme, seni kapattığım için üzgünüm, geri dön, geri dön, lütfen—
… Bugün 40'ıncı yaşıma bastım. Mutlu yıllar, Robert.
Ben evlatlığım, biliyor muydun? Evet, ailem beni bir kutunun içinde sokak kenarına bırakmış. Amerikan bir aile tarafından bulunmuşum, bu da neden Çinli bir adım olmadığını açıklıyor. Soyadım gerçekte ne onu bile bilmiyorum. Söyleyeyim dedim sadece. Peki ya sen, kızılcık?
Anna ve ben 1988 yılında tanıştık. Tanrım, öyle güzeldi ki… hala öyle tabi. O gözleri var ya, bakmaya doyamazsın. Benim gözlerim gri, çok sıkıcılar. Ama onunkiler… Tanrım, çok güzeller. Sence… sence benim için hala endişeleniyor mudur, minik kızılcık? Beni arıyor mudur?
Bilmem daha önce söyledim mi kızılcık, ama çok iyi bir dinleyicisin. Fakat hiç kendinden bahsettiğini duymadım. Hadi ama, utanılacak bir şey yok, etrafta kimse yok zaten, değil mi? Hahaha, değil mi? Hahaha… hahahahaha…
"Üzgünüm, Robert, korkarım bunu yapamam." Hahaha, kızılcık, böyle olmanı çok seviyorum.
Evli miydin? Çocukların var mıydı? Herhangi bir aile? Kız arkadaş? Erkek arkadaş? Hadi ama kızılcık, söz veriyorum yargılamayacağım seni, sadece… lütfen, konuş benimle. Tanrım, başım fena ağrıyor. Ayaklarımda sanki yıllardır kımıldamamışlar gibi bir his var.
Çocukken bir çizgi roman dükkanında çalışıyordum. O vakitler her şey çok daha ucuzdu, haftanın sonunda da bir çizgi romanı bedava almama izin verirlerdi. En çok Örümcek Adamı severdim.
Bir kutunun içinde, sokak kenarında.
Ben… Hassiktir… Yo. Yo, yo, yo, hayır, HAYIR. kızılcık, fotoğrafımı gördün mü? O fotoğraf kızılcık, Anna'nın fotoğrafı. Nerede bu - hadi ama, hadi ama, nerede-nerede- Anna! ANNA! ANNA! Nerede - işte burada… yo, yo, yo, yo, yo lütfen, lütfen hayır, o gitmesin, o kalsın, YALVARIRIM.
Gittikçe kayboluyor. Anna kayboluyor. Lütfen Anna, hayır, lütfen yapma böyle canım, burada kal, henüz çok erken, ÇOK ERKEN, hesaplamalarım yanlış değil, YANLIŞ OLAMAZ, HENÜZ GİDİYOR OLAMAZSIN. ANNA, ANNA, ellerimle tutamıyorum seni, geri gel Anna, tatlım, canım, Anna lütfen, sana ihtiyacım var, sana ihtiyacım var, lütfen, lütfen gitme, ben buradayım, bak ben buradayım. KIZILCIK YARDIM ÇAĞIR. Anna, lütfen, lütfen, gitme, git -
Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. Siyah saçlı, yeşil gözlü, 160 santim. [Dr. Scranton bu cümleyi üç saat boyunca tekrar eder.]
Anna ile ben 1991'de evlendik. İşimizden dolayı hayalimizdeki giysileri alamamıştık ama ikimiz de harika görünüyorduk. Elbette ki Anna daha iyi görünüyordu. Tüm gece dans edip durduk, hafta boyu izin aldık. Benimki gibi bir iş bile balayının tadını çıkarmana izin veriyor… O yüzden hadi kızılcık, açıl biraz, gel bir beşlik çakalım. Hadi. Hadi, kızılcık.
Bir yıl, iki ay, yirmi yedi gün.
…
…AAAAAAA—
[Sonraki kayıtlarda kontrol paneli bir ila üç gün arayla, bazen birkaç ay boşluk olacak şekilde otomatik süre mesajını iletir; Bu sırada Dr. Scranton'ın ağlayışları, çığlıkları ve mırıldanışları duyulur. Süre iki yıl, yedi ay ve 28 gün olana dek bu kayıtlar devam eder, sonrasında iki ay boyunca hiçbir ses kaydedilmez.]
…
…[Dr. Scranton'ın sesi artık bariz bir biçimde çarpıktır. Sebebi olarak kendisinin ve kontrol panelinin gerçekliğinin yavaş yavaş çöküşünün belirtileri olduğu düşünülmektedir.]
Robert… çok soğuk. Artık… artık bacaklarımı hissetmiyorum. Sanırım… yavaş yavaş… bahsettiğim o noktaya doğru ilerliyorum… Düşük Hume Sahası… Dağılımı… Dengesi… birkaç… salak… şey…
Artık neyin gerçek olup olmadığını bilmiyorum. Kendimin bile gerçek olup olmadığından emin değilim. Eğer… eğer sonum gerçekten böyle olacaksa, Ben… Ben… Ben daha ölmeye hazır değilim. Henüz ölmek istemiyorum. Tanrım, henüz hazır değilim…
Altı ay boyunca bir yöne doğru koştum. Sekiz ay boyunca da aşağı doğru… Hala bir dibi yok kızılcık, hala bir dibi yok.
Sen neler yaptın, kızılcık? Bunca zamandır benim gAmma da inatçı çıktın, kızılcık…
Lucy.
Huh, kızılcık? Üzgünüm, uyuyakalmış olmalıyım. Ne istemiştin? Oh… üzgünüm, H-hatırlamaya çalışacağım…
Lucy. Eğer çocuğumuz olursa adını bu koyacaktık. Lucy Scranton, Lucy Lang. İkimiz de bu ismin kulağa çok hoş geldiğinde hemfikirdik. Ben- hayır, kızılcık, Ben… ben bir erkek ismi seçtiğimizi hatırlamıyorum.
"Günaydın… günaydı-ı-ın. Biz tüm gece… tüm… tüm gece…"
Vay be, tap dansında gerçekten kötüyüm. Ayağımı hissedemiyorum. Pekala, bir de sen dene de görelim öyleyse, kızılcık.
Kejel'in Yasasına göre Hume Sahaları eninde sonunda dağılır, Kejel'in Yasasına göre böyle giderse taşaklarım yakında yuvalarından düşecek.
"Anna… Anna bo banna…" Heh, bu şarkıdan nefret ederdi, ben de böyle sataşmaya bayılırdım. "Anna… Anna bo banna banana… banana, banana canna…" İkimiz arasında bir şakaya dönüştü zamanla. Cinsel arzularımızı dürtülemek için kullanırdık. [Duraksar.] Hadi ama kızılcık, yaşına uygun davransana, olgunlaş biraz. [İç çeker.] Pekala, sanırım sende biraz da olsa mizah anlayışı varmış!
Heheheh, buradan çıktıktan sonra bilimin içinden geçeceğiz. Bu yerde kurallar, tıpkı elim gibi bin parçaya ayrılıyor.
Örümcek ağı. Sol elim. Örümcek ağı.
Bir keresinde Site-120'ye gerçeklik-bükücü bir örümcek gelmişti. Onu dümdüz etmem lazım. Kızılcık, buradan çıktığımızda onu benim için dümdüz eder misin?
Günde birkaç arayla yaklaşık on, on beş kilometre. Otuz, iki, otuz, on, yo, on bir, yo, yo, on, sanırım. En az üç yüz kaldı, ve… ve… yo hayır, aşağı giderken daha hızlıydı… Sikerler, aşağı doğru altı yüz kilometre diyorum. Geri yukarıya çıkması daha da uzun sürdü.
Çok aşağı. Dipsiz mi? Sonsuzluk? Ve ötesi. Kapa çeneni Robert, komik değilsin.
Hume Sahası, kum sahası… parçalanma hızı yaklaşık… siktir, Modifiye Prommel Bağlantısının sabiti neydi? On üzeri dört mü? Hayır, hayır… beş… sanırım beşti…
Bir yıl. Üstüne birkaç ay daha serpiştir.
Kızılcık, David kulağa nasıl geliyor? David. Hatırlasana, sormuştun ya hani… evet, onu… Uyandırdığım için kusura bakma…
E-ellerim. Ellerim… ellerim birbirinin içinden geçiyor… Kızılcık. Kızılcık! KIZILCIK! Kızılcık yardım et, lütfen, ellerim, ellerimi hissetmiyorum, sanki… sanki… buzlu su gibi birbirlerinin içinden geçiyorlar, kızılcık, lütfen, Tanrım, Tanrım…
Hı… hı… hı… Kızılcık… Şeyi… Şeyi… Amcanın başparmağını çektiği, ama aslında diğer parmağını kıvırdığı o salak numarayı bilir misin?
Tam da onu yaptım şimdi. Gerçek başparmağımla hem de. Canım yanmadı bile, bir anda çıkıverdi. Tanrım, sanırım kusacağım. Ben- [Kusma sesleri.] Şu anda… Şu anda havada geziniyor, tutamıyorum bile, elim içinden geçiyor, Tanrım, Tanrım, ben-
Sol serçe parmağım tıpkı bir… soğan gibi şu an.
Evet, şu anda parça parça.
İYİ DENEME SENİ PİSLİK, yüzüğüm SAĞ elimde, iyi deneme.
Şu anda… kendimin… içinden geçebiliyorum. Kendimi… içimde hissediyorum.
Sıcacık…
Aynı zamanda soğuk.
Uyuduğumda… ellerim kafamın içine giriyor. Artık sırtüstü uyuyorum.
Cızırtı. Televizyondaki cızırtı gibiyim.
Çççççk. Çççççk. Cççççk.
Ha. Hahahaha. Hahahahahahaha. Ne de olsa sadece bir böbrek bana yeter değil mi? DEĞİL Mİ? KIZILCIK, KIZILCIK ŞUNA BİR BAK! Haha. Hahahahahaha…
Bırakın kalbim yerinde kalsın, tek istediğim bu.
Lucy. David. Orada mısınız? Sizi görmeyi çok istiyorum.
Lucy. David. Bu hiç de adil değil. Hadi ama, hey, dalga geçmeyi kesin, bunu söylerken ciddi değildim, şaka yapıyordum. HADİ AMA, BU ÇOK AMA ÇOK BOKTAN, ŞAKA YAPIYORDUM.
Ben bir erkeğim, biraz erkek ol Robert, sen bir erkeksin, BU NE BE.
Anna… Annaaaa…
Dört yıl, altı ay, on sekiz gün.
Artık… artık benim yapmama bile gerek yok. Kendi kendine oluyor… hissediyorum… Sonunda. En sonunda, artık… Hala söylemeye dilim varmıyor… Bunu… yapacak yüreği bulamıyorum…
Artık… kesinlikle bir şeyler yiyemeyeceğim.
Hala çok açım.
Bu çok iğrenç Robert, ve bunu sen de biliyorsun. HAYIR. BAK, KIZILCIK DA ÖYLE DÜŞÜNÜYOR, HAYIR.
Bu küçük domuzcuk markete gitmiş.
Bu küçük domuzcuk da… bir yere gitmiş.
Bu küçük… ayak. Ayak… KIZILCIK?!
Beş yıl, 13 gün.
Haha.
Hahahahahahaha
Hahahahahahahahahaha.
HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA.
HAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA.Beş yıl, 14 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.
Beş yıl, 15 gün.Şunu yapmayı kes, canımı yakıyorsun.
Affedersin kızılcık, artık daha iyiyim.
Bana sırrını söylesene kızılcık. Nasıl soğukkanlı kalabiliyorsun? Dökül bakalım, burada yardıma ihtiyacım var… yardıma ihtiyacım var…
Kızılcık. Hadi ama, bunu yapma. Gitme. Zor olduğunu biliyorum. Karanlık olduğunu da biliyorum. Ama-ama- karanlık ve biz hala birlikteyiz. Hadi ama kızılcık. y-yapamazsın. KIZILCIK! Böyle yapma dostum, benimle kal, kızılcık! Hadi! Sana hala dokunabiliyorum! SANA HALA DOKUNABİLİYORUM BAK BANA KIZILCIK HENÜZ ÖLMEYECEKSİN KIZILCIK HAYIR!
[9 ay boyunca hiçbir ses kaydedilmez.]
Beş yıl, dokuz ay, iki gün.
…
Kızılcık?
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
Beş yıl, dokuz ay, üç gün.
[Otomatik mesaj 97 kez tekrar eder.]Seni küçük pislik, beni terk ettiğini sandım… [Dr. Scranton'ın sesi, bozuk bir radyodan çıkar gibi duyulmaz/anlaşılmaz bir haldedir.]
…
Kusura bakma kızılcık, ama… burası artık daha da boş… Ben… çok şey yaşadım. 184… Kendimi 184 kere öldürmeye çalıştım. İşe yaramadı. Bir tanesi bile işe yaramadı. Ben… benden ne kadarı kaldı artık bilmiyorum. Hareket edebildiğim için ayaklarımdan biri hala yerinde olmalı. Birkaç bacak kası da hala yerinde, ama sendeliyorum. İçime gelince… içim bok gibi. Kalbim var, belki bir de bir akciğer hala yerinde. Bu yer… bana hiç izin vermeyecek değil mi… Yoruldum…
Öldüm, kızılcık. Bana böyle bakma kızılcık, seninacımana ihtiyacım yok, şaşkınlığına da ihtiyacım yok ve öfkene ve korkuna ve, ve… Yapamacağım… Bir dakika… 224, yanlış saymışım…
Bir, iki, üç, dört… [Dr. Scranton 13 saat boyunca birden 220-245'e kadar sayar.]
Öldüm. hem de birçok defa. Boğulmayı denedim, boynumu kırmayı denedim, kendimi dişlerimle parça pinçik etmeyi denedim. Ve… ve… Burası var ya, gerçek değil. Kendimi yerde yatarken gördüm ve hiç— hiç- hiçbir yere gidemedim. Oradan ayrılamadım. Buradan ayrılmanın bir yolu yok, tekrardan geri geldim ve her seferinde benden bir şeyler eksildi. B-ben, Tanrım, ölmem için daha ne kadar eksilmem gerekecek?
Peki sen… sen neden geri döndün? Bana bir şey mi söylemek istiyordun?
Beş yıl, dokuz ay, on iki gün.
Heh…
Burası gitgide küçülüyor. Kızılcık, yoksa senin yüzünden mi? Ben… artık buranın bir sonu olduğunu biliyorum. Eskiden… kim bilir ne kadar uzundu, ama şimdi… Bir tür perde var uzaklarda, dokununca canım fena yandı. Kızılcık, neler dönüyor burada?
Artık… artık karanlık değil. O sınır mıdır nedir gitgide daha da aydınlık bir hal alıyor ve, şey, hala çok karanlık ama… Tanrım, artık görebiliyorum. Yo, bu doğru olamaz. Ben… Tanrım, acınacak haldeymişim. Aman Tanrım, çok fazla şey gitmiş—
Beş yıl, on ay, on gün.
Kızılcık, sağlamsın ha. Baya sağlamsın hem de. Sen… sen gerçeksin. Ve… ve… sana dokunduğum zaman ben de gerçeğim. Ama… kızılcık, bunu yapmak gerçekten canımı yakıyor. Sanırım… sana dokunursam bin parçaya ayrılmaktan korkuyorum…
— harbi canımı yaktın kızılcık, Tanrım, çok acıttın, ne halt dönüyor?
Yarıçapı yaklaşık üç kilometre ve daralıyor. Bu… bu Kejel'in Dördüncü Yasası mı? Ama… Ama… ne alıp götürüyor ki bunu? Hey! HEY! Ben hala buradayım! Sizin yüzünüzden çökecek burası! HEY! HEY!
İki kilometre. Tanrım, tamamen kapandığında bana ne olacak? KAHROLSUN KIZILCIK, BU FENA ACITTI!
Burası çökmüyor. Dalgalar. Bunlar… dalga… Ne?
Robert, sen bir dâhisin. Bunlar duvar değil, pencereler. Açık pencereler
Beş yıl, on ay, yirmi sekiz gün.
Anna, Anna beni duyabiliyor musun? Bu dalgalar… bütün bu yer… Pekala, iki ayrı gerçekliği üst üste binmiş iki kağıt parçası gibi düşün. Burası da o iki kağıdın arasındaki boşluk. Yalnızca iki gerçeklik, iki paralel olması lazım, ama burası ikisi arasındaki sonsuz… sonsuz bir üçüncü yer, A noktasından B noktasına giden bir köprüden geçen bir deliğe düştüğünü hayal et! C-Sınıfı Solucan Deliklerini hatırlıyor musun? İçi delik deşik olan bir Solucan Deliğiyle ilgili o teorileri hatırla. Sanırım burası… o deliklerin bizi getirdiği yerin ta kendisi. Bu delikler farklı bir evrene açılmıyor, bir hiçliğe açılıyor. Bir çıkmaz. Burası yolun sonu. C-Sınıfı "Hatalı Giriş".
Bu dalgalar her nerden geliyorsa bu yer ile etkileşim kuran bir paralel evrene ait olmalılar, burayı dengesiz kılıyorlar. Ve bizi… beni ve kızılcığı baskılıyorlar, çünkü ikimiz de hala gerçek sayılırız ve baskılanıyoruz ya da… emiliyoruz ve bu yüzden yeni bir Solucan Deliği oluşuyor. Gittiği yer de… yuvamız.
…
Geri döndüğümde, pencere kapandığında başıma ne gelecek?
Düşün, Robert, düşün. Çalıştır kafanı! Daha çok düşün! DAHA ÇOK!
Kızılcık, sanırım ben, Tanrım- gah, senden uzaklaşmam lazım, hasta falansın sen, şu an hiç normal değilsin. Kendini daha iyi hissettiğinde gelirim.
…Doğru… düzgün… düşünemiyorum… Kan. Kan. Çok… fazla… ha…
Damlıyor ve damlıyor ve damlıyor, hepsi nereyeeeeeee… gidiyoooooooooooorrrr… [Kusma sesleri.]
Daha önce… [Kusma.] hiç kusmuk tatmamıştım, bir keresinde kusmama sebep olan şeyden sonra bile… şey… sen bir erkeksin, Robert.
Oh, Tanrım. Tanrım bir daha olmasın, bir daha olmasın, bir daha— [Kusma.]
…
[Ağlamaklı.] Nasıl…? Nasıl…? Nasıl bu kadar kusabilirim, kızılcık, söyle bana… anlamıyorum… [Kusma.] artık kusmuğu tutacak bir midem bile yok… ve kanama… hiç durmuyor… [Dr. Scranton iki saat boyunca ağlar.]
Şimdi- [Kusma.] şimdi daha iyi. Düzgün.. düşünebiliyorum…
Kızılcık, Ben… ben henüz geri dönmeye hazır olduğumu sanmıyorum…
Beş yıl, on bir ay, üç gün.
Hayır kızılcık, bencillik falan etmiyorum, senden değilmiş, hepsi bu lanet dalgaların suçu. Onların yanına yaklaşamam. Kızılcık, bak, bana bak. Bunu görüyor musun? Kızılcık, bana bak, BAK. Yanlarına yaklaşamam, beni öldürürler. Üçüncü yılımızı çoktan unuttun mu?
Çünkü, bunca… bunca zaman sonra bile… ölmek istemiyorum kızılcık. Hala korkuyorum . [Ağlamaklı.]Kızılcık, korkuyorum, tamam mı? Sen anlayamazsın, sen… insan değilsin, kızılcık.
Ah, seni kırdığım için üzgünüm kızılcık. Hadi kızılcık, böyle yapma, öyle demek istememiştim. Kızılcık, bak bana. Sen benim dostumsun, anladın mı? Hem de en iyi dostum. Ama… hadi gerçekçi olalım, senin buradan çıkma şansın a—… Lütfen beni birazcık yalnız bırakır mısın, kızılcık? Yalnızca birazcık… üzgünüm, tamam mı? Gerçekten…
Dalgaların… gelişini duyabiliyor musun, kızılcık? Kulaklarına vuran o uğultu ve titremeyi? Ben duyabiliyorum. Her seferinde daha gürültülü, ve çok fena acıtıyor. [Sessizce ağlar.]Çok fenaacıtıyor.//4
Yo… Yo, yo, yo, yo, yo… HAYIR. HAYIR. HAYIR. Neden? Neden?! İzin ver gideyim, izin ver de gideyim… BIRAK GİDEYİM KAHROLASI, oh Tanrım… [Ağlar.]
[Sızlanma.] Bir beş yıl daha. Beş yıl daha. Eğer böyle giderse dengelenmem bir BEŞ YIL DAHA ALACAK, KIZILCIK NE YAPMALIYIM??
[Sonraki beş gün boyunca kontrol paneli, dalgalar halinde gelen düşük frekanslı bir uğultu yakalamaya başlar. Ses gitgide yükseldiği sırada Dr. Scranton çığlık atarken, ağlarken ve anlaşılmaz şeyler mırıldanırken duyulur.]
[Ses bariz bir biçimde titrektir.] Kızılcık.
[Bu noktada arka plan uğultusu dakikada 20 atıma ulaşmıştır.]
Beş yıl, on bir ay, dokuz gün.
Yardım et. [Kontrol paneline çarpan bir şeyden kan sıçrama sesleri duyulur.]
[Beş gün boyunca sessizlik hakim olur. Dalgaların sesi yükselip frekansı dakikada otuza çıkar.]
[Kan sıçrama sesleri.]
Kızılcık. [Dr. Scranton'ın sesi anlaşılmayacak düzeyde belirsizdir.]
Kızılcık.
Kızılcık, bana bacağını ver, desteğe ihtiyacım var.
Kızılcık, bana şalterini ver, kolunu. ELİNİ!
Kızılcık, etrafı görmem lazım, bana ışığını ver. Pardon hayır, ışığa ihtiyacım yok, zaten var. Başka bir şey ver.
Anna.
Güzel gözlerim olsun istiyorum. Anna, Anna, bana gözünü ver, bende yalnızca bir tane var.
Anna, Anna, bana dudaklarını ver, seni tekrar öpebilmek istiyorum.
Anna, Anna, bana dilini ver, çok— açım-aaaaaaç. [Diliyle cık sesleri çıkarır. Gülme ağlama karışık bir halde kendini kaybeder.]
Anna… Anna, ayak parmağın var mı? Sendeliyorum.
…
ANNA, BANA BEYNİNİ VER, BENDE SADECE YARISI VAR.
…
[Uğultu dakikada 46 atım olarak hesaplanır.]
[Ağlar.]
[Fısıldayarak.] Üzgünüm Anna, böyle demek istememiştim, üzgünüm, çok üzgünüm, korkutucu olduğum için üzgünüm, çok üzgünüm… [Ağlar.]
Anna… [Ağlamaklı.] Anna, elimi tutar mısın, yüzüğümü kaybettim… [Ağlar.]
[Fısıldayarak.] Sorun yok bebeğim, sorun yok… başka bir çıkış yolu bulacağım… Hala zamanım var… [Titreyen kahkaha ağlamaklı bir hal alır.] Beş yılım daha var… bir çözüm bulmak için…beş yıl daha… [Ağlamaklı bir hal alan kahkaha, sonraki bir saat boyunca gitgide sessizleşir.]
[Sessizce ağlayarak.] Daha değil kızılcık… lütfen… Gitmek istediğini biliyorum… Ben daha hazır değilim… Daha değil… Henüz olmaz… [Kan sıçrama sesleri duyulur.]
Seni seviyorum kızılcık. Seni seviyorum Anna.
Beş yıl, on bir ay, yirmi gün.
[Uğultu artık dakikada 60 atımdır.]
…
[Sessizce ağlayarak.] A… nna… [Dr. Scranton'ın sesi neredeyse normaldir.] [Yüksek bir metal tınlaması sonrası kontrol paneline bir şey çarparak kan sıçrama sesleri çıkarır.]
Beş yıl, on bir ay, yirmi bir gün.
23 Aralık 2005 tarihinde LSD Kontrol Paneli, Site-120 deney tesisinde yer alan Gerçeklik Laboratuvarı A içerisinde belirdi.
…
Doktor, Bağlayıcının Hume Sahası değeri şu anda stabil. Çıktı değerleri %0,0001 oynama ile anlık olarak 2,3.
Çok iyi Skinner, umalım ki böyle kalsın.
Bir dakika. Bu da neyin nesi?
Sorun ne?
Deney alanı içerisinde bir şey belirdi.
Ne?
Hanımım, Bağlayıcı Sahası içerisinde büyük bir nesne belirdi. Emriniz nedir? Gücü mü keseyim? Ekibi mi çağırayım?
Skinner, sen neyden bahsediyor- Aman Tanrım. O şey— Nereden geldi o şey?!
Bilmiyorum hanımım, bir anda — ortaya çıkıverdi. Galiba… üzeri şeyle kaplı.. O da neyin nesi— [Kusacak gibi olur.] Tanrım, leş gibi kokuyor, kokusunu buradan alabiliyorum. Tanrım—
[Kusacak gibi olur.] Sanki… ölüm gibi kokuyor, sanki… kusmuk ve — ve kan gibi, ve… ve…
…
Hanımım?
Aman Tanrım.
Hanımım?
Göreve devam et Skinner, tekrar ediyorum, göreve devam et, o sahayı açık tut, görevi iptal etme!
Hanımım, neler oluyor? Hanımım? Hanımım!
Hume Sahasını 1,7'ye indir, muhafaza sahasının içine giriyorum. Sahayı sakın kapatma yoksa nesnenin dengesini bozabiliriz!
Şey, peki hanımım! [Mekanik vızıltılar duyulur.] Rapor veriyorum, ben Dr. Matthew Skinner. Şu anda burada-
[Ayak sesi sıçramaları duyulur.]
Oh, Tanrım, bu şey — bütün bunlar da neyin nesi? Bu… bu şey… bu o… Oh, Tanrım, Robert? Robert?! Robert bu sen misin? Oh, Tanrım, lütfen, lütfen, hayır, bu sen olamazsın, sen olamazsın. Robert?! Ben sanmıştım ki— Bu nasıl olabilir—? [Ayak sesi sıçramaları duyulur.]
[Elektronik bipleme duyulur.]
Hanımım? Hanımım? Ne yapıyorsunuz, ona dokunmayı-
Lang Scranton Dengeleyicisi arayüzü. Tekrar hoş geldiniz Dr. Lang, ne yapmak ister—
Ses kaydına eriş, 2 Ocak 2000'den başlayarak oynat! [Cıvık sesler duyulur.] Tanrım, bu şeye ne oldu? Biri üzerinde patlamış gibi sanki — [Kusacak gibi olur.] O… Tanrım yoksa o… oh Tanrım, lütfen, lütfen hayır, lütfen o olmasın — [Nefesi kesilir ve ağlar.] Bu gri, onun grisi, oh Tanrım, diğeri nerede…?
Ses dosyalarına erişiliyor. Devam etmek için lütfen parolanızı sesli olarak belirtiniz, Dr. Lang.
[Ses ağlamaklı bir hal alır.]—… [Kusacak gibi olur.] Parola… Parola "Anna bo banna"! Aman Tanrım… O… bu şey her yerde, burada ne oldu?…
Parola kabul edildi. Devam ediliyor… Üzgünüm, 2 Ocak 2000 yılı için bir ses kaydı bulunamadı. Dr. Scranton kayda 13 Ocak 2000 tarihinde ses tanıma sistemiyle giriş yaptı—
[.] OYNATMAYA BAŞLA KAHROLASI, OYNAT! [Ağlar.] Oh Tanrım, Robert, Robert, hayatım, ne — ne oldu sana—?
Onaylandı, Dr. Lang, ses dosyaları alınıyor…
O şeye çıplak elle gerçekten dokunmamalısınız hanımım, tehlikeli olabilir, temizlik ekibini bekleseniz iyi olur—
Çok fazla kan var. Hayatım, iyi misin?! Nereye gittin?! Oh Tanrım, oh Tanrım… [Bir sıvıyı siliyormuş gibi sıçrama ve gıcırtı sesleri gelir.] Oh, Tanrım, çok fazla kan var… [Cıvık sesler.] Ne…? … Olamaz… [Nefesi kesilir ve yirmi saniye sessizlik hakim olur.]
Hanımım! Hanımım! Dr. Lang, lütfen, lütfen oradan uzaklaşın—
Onun eli. Az önce… yüzüğü yere düştü…
Hanımım, ne olu—? Oh. Oh, siktir. Oh, Tanrım. Dr. Lang, oradan uzaklaşın, lütfen geri dönün! Sizi buradan çıkaracağız, her şey iyi olacak!
Dosyalar alındı, Dr. Lang. Oynatılıyor.
Dr. Lang, lütfen benimle gelin. Yardım çağıracağız, duydunuz mu? Dr. Lang? Dr. Lang, beni duyuyor musunuz?! Dr. Lang?!
Ad, Robert Scranton. Yaş, 39. Doğum günü, 19 Eylül, 1961.
Favori renk, mavi.
Favori şarkı, "Living on a Prayer."
Eş… Anna…Anna…
[Islak bir zemine düşer gibi gümbürtü duyulur.]
Dr. Lang? Dr. Lang! Dikkat, ben Dr. Matthew Skinner, Site-120 Gerçeklik Laboratuvarı A'dan rapor veriyorum. Buraya derhal tıbbi yardım gönderin!
Sayfanın kaynağını bu şekilde göster:
"SCP-3001", Yazar: OZ Ouroboros, Çevirmen: HHako, SCP-TR Wiki sitesinden. Kaynak: https://scpvakfi.wikidot.com/scp-3001. CC-BY-SA Lisansı altında.
Daha fazla bilgi için, Lisans Rehberi'ne bakın.
Lisans İfşaatı
Wiki üzerindeki içerikler hakkında daha fazla bilgi edinmek için, Ana Lisanslama Listesi'ne göz atın.






