12 Haziran, 1976.
Merhaba, adım Lee. Bunu okuyorsan sana baya kızacağım çünkü bu dün Montgomery Ward'dan aldığım yeni kişisel günlüğüm. Her neyse, işte benimle alakalı bazı şeyler, çünkü bu bir günlük ve bunu kullanırken yapmanız gereken şey bu gibi duruyor. 17 yaşında KL Lisesi son sınıf öğrencisiyim. Şu marş bandosu şeyleri yaptığım yer yani. Ayrıca madeni para koleksiyonu yapıyorum. Bazıları için pek heyecan verici değil ama ben seviyorum. Mezun olduğumda mühendislik alanında bir şeyler yapmak istiyorum, ama bundan pek iyi sonuçlar elde edemezsem mekanikle ilgili bir şeyler yapmak da güzel olabilir.
Okul pek de önemli bir şey sayılmaz. Bir bandom ve arkadaşlarım var. Genellikle bando odasında takılıp pratik yapar, diğer derslere girer, dersler bittikten sonra bando odasına geri döneriz. Oldukça rutin bir şey. Diğer bando üyeleri pek de ilgi çekici tipler değil. Cindy iyidir ama benle pek konuşmaz. Albert grubun lideri ve biz ona sataştığımızda bize patronluk taslamaktan başka pek bir şey yapmaz.
13 Haziran, 1976
Ahh, ne boktan bir gün. Yarın ilçe finallerinde kimlerin yer alacağını belirleyen bir müsabaka var, bu yüzden elbette güneş altında kavrulurken aynı hareketleri tekrar ve tekrar yapak zorundayız… Ooof. Hiç bitmeyecek. Bu sefer en azından suyumuz var böylece kimse bayılmayacak. Abi bu konuda hala oldukça utanıyor.
Günün geri kalanı da aynı şekilde boktandı. İlk dönem baya baya bi sıkıcıydı. Bay Collins durmadan spor hakkında konuşuyordu, sanırım bir futbol koçunu matematik dersine sokarsanız böyle olur. Daniel tam bir götlük yapıp onunla bu konu hakkında çene çalıp duruyordu. Sonraki sınavdan kalmadan önce bi bok öğrensem fena olmazdı, aman neyse yine kalacak gibi duruyorum. Kahretsin. Mekanik bursu için bu krediyi almam lazım.
Cindiy'le konuşuyordum. Okul sonrası etkinliklerin iptal edilmesi yüzünden çok kızgındı. Para sorunları falan var. Gerçekten berbat bir durum, ben de çok üzüldüm. Dükkanı kapatırlarsa şansım kalmaz. Sadece çözüm bulabilmelerini umuyorum.
14 Haziran, 1976
Müsabaka tam bir katliamdı. Hepsini ezdik!!! Başlangıçta oldukça çekişmeliydi ama ikinci yarıda bildiğin dokunulmazdık. Koç üniformaların kazanmanın anahtarı olduğu hakkında şakalar yapıyordu. Oldukça iyi görünüyorlardı sanırım. Bu sefer daha ucuz bir yerden aldılar. Syncope tarzı bir şeydi galiba ama gerçekten harika çıktı. Umarım final için yenilerini alırız.
Hay. Bandoya ne kadar çok çalışmam gerektiğini şimdi fark ettim.
15 Haziran, 1976
Herkes evden uzakta, okullarındayken birisi ön camımızı kırdı. Saat altıya kadar eve gidemedim, grup provası vardı ve keskin kenarlı parçalardan biri az kalsın ayağımı derinden kesiyordum.
Kendime not: Bir dahakine iki poşet kullan. Cam kesikleri pek hoş değil.
17 Haziran, 1976
Bu gün Cindy'le konuştum. Üfleme valfim bozuldu ve pratik yapabileceğim hiç bir şeyim yoktu. Gerçekten nazikti. Ders boyu ve dersten sonra konuştuk. Bir ara takılmak ister mi diye sormalıyım, şehre falan ineriz belki. İlk valfimi olabildiğince erken tamir ettirmeliyim. Kumbaramı kontrol etmeliyim…
Şehirdeki yeni müzik mağazasından yeni döndüm. Görünüşe göre üniformaları bize veren aynı şirkete ait. Adı Syncope Symphony. Gerçekten muhteşem bir mağaza, bu kadar küçük bir yere göre baya ürün var. Kirk Lonwood öğrencisi olduğum için gerçekten büyük bir indirim aldım. İmkanım olursa kesinlikle tekrar uğrayacağım. Sadece gözlerimi kapatıp ritmi takip etmeliyim. Ayrıca bir bozuk para dükkanına uğradım, dikkatimi çeken bir şey yoktu ve iyi olanlarda çok pahalıydı.
18 Haziran, 1976
Bu gün babamın arkadaşlarından birinin çocuğuna bakıcılık yapmaya gittim. Pek çocuk seven biri değilim ama oldukça uysaldılar. Bezlerini değiştirmeme gerek kalmayacak kadar büyük ve oldukça naziktiler. Neredeyse orada olduğum süre boyunda televizyon izledik. Aile bana otuz dolar verdi. İlgimi çeken birkaç bozuk para için harcayacağım.
Oh, ne izlediğimizi şimdi hatırladım. Eski bir batman filmiydi. Nananananana…
20 Haziran, 1976
Cindyle tekrardan konuştuk. Kulüpler hakkında falan muhabbet ettik. Kulüplerini kaçırdığı için sıkılabileceğini, beraber takılabileceğimizi söyledim. Onunla sohbet etmeyi gerçekten seviyorum, iyi bir ritmimiz var ve ahenk içinde konuşuyoruz. Renmar sinemasına gidip bir film izlemeye karar verdik. Hangisini seçtiğimizi hatırlamıyorum.
22 Haziran, 1976
Geçen gün olan bir şeyi hatırladım. Kasabadaki pek çok yer kapanıyordu. Synoco mağazası vardı ama bakkal, berber ve bir sürü başka yer terk edilmiş gibi görünüyordu. Cindy'in doğum günü için bir şeyler almak için Synoco'ya uğradım.
Mağaza hala iyiydi ama başka insanlar çalışıyordu. Onlar öyle demiyorlar, onlara göre mağazayla “birlikte” çalışıyorlar. Bunun ötesinde, onlar cidden tuhaftı. Alışveriş yaptığım iki saat boyunca aynı yeri paspaslayan bir eleman gördüm. Aynı melodiyi on saniyede bir tekrar tekrar ıslığıyla çalıyordu. Güzel bir melodi olduğundan beni pek rahatsız etmedi ama tuhaftı
Aynı zamanda akılda kalıcı.
25 Haziran, 1976
Kariyer seçeneklerim hakkında konuşmak için danışmana gittim. Bölgede pek bir şey yoktu, ama Reskin'de oldukça iyi bir makine mühendisliği programı olan bir üniversite var. Oldukça pahalı olacak… yine birikimlerimi kullanmam gerekebilir. Gerçekten madeni paralarımı satmak istemiyorum ama üniversite ya da madeni paralar arasında seçim yapmak zorunda kalırsam, başka seçeneğim kalmayacak.
29 Haziran, 1976
Pratiklerle kendimi çok yordum. Büyük müsabaka için her gün dışarıdayız. Tabii ki Collins aklına gelen en zor ve en salakça rutinleri seçiyor ve dört hafta içinde bunları mükemmel bir şekilde yapmamızı bekliyor. Bu hafta daha yoğun bir antrenmana başlıyoruz, çileli olacak. Şimdilerde "yoğun" bir programda değilsek eğer, gerçekten bunu görmek istemem.
Bu gün gazetede birkaç madeni param için ilan verdim. Vazgeçebileceğim, bunun yanında hala değerli olanları seçmeye çalıştım. Henüz hiç bir arama gelmedi ama ben dışardayken gelmiş olabilir. Gerçekten bir telesekretere ihtiyacımız var.
30 Haziran, 1976
Yeni antrenman programının bir parçası olarak, antrenman sırasında bizi ayakta tutmak için vitamin hapları veya benzeri bir şey verildi. Bunlar küçük çiğneme tabletleri, yutmak için suya bile gerek yok. Sabah iki, akşam bir tane.
Şu cam kesikleri hala tam iyileşmedi. Kahretsin.
3 Temmuz, 1976
Bu gün madeni paraları sattım. Onları teslim ederken çıkan tıkırtı ve çınlama sesi gerçekten çok hoştu. Bana davul üzerindeki bozuk paraları hatırlattı. Para doğruca kumbaraya gitti, dönem bittikten sonra bir danışmanla konuşacağım.
6 Temmuz, 1976
Antrenman başladı. Birlikte mükemmel iş çıkarıyoruz, sesimizle ritim uyuyor ve metronomla senkronize çalışıyoruz. Sadece ritmi takip ediyoruz. Cindy, Randy ve Greg etrafımda, dayanışma içinde yürüyoruz.
Birileri dünyaya ritim tutmalı. Herkese şimdiye kadar gördükleri en muhteşem gösteriyi sunuyoruz. Bu maç, oyuncular için değil, devre arası gösterisi yapan müzik grubu için daha unutulmaz olacak.
9 Temmuz, 1976
Radyo bu gün gerçekten güzeldi. Ses, elyaf kumaştaki deliklerden süzülerek ahşap çerçevenin etrafında kıvrıldı ve bana doğru geldi. Dün ve önceki günün neredeyse tamamında dinledik ve farkına bile varmadım. Dinlediğinde zaman gerçekten çok hızlı geçiyor.
11 Temmuz, 1976
Bu bir dikkat dağınıklığı. Her gün marşta, ritim tutuyoruz. Oyun oynamanın sırası değil Cindy. Bunu okuduğunu biliyorum. Kendi senfonini yazmak için sayfaları yırttığını biliyorum. Sana şunu söyleyebilirim ki sen sadece ATM'de sıkışmış bir rulo bozukluksun. Tependeki değişen ellerin çınlamasını duyamıyorsun
Durum artık çok farklı. Daima farklı kalacak. Önce ve sonra yaşanan değişiklikleri hatırlıyorum. Bazen karar vermek zordur.
15 Temmuz, 1976
Artık aç değilim. Birbirimizle konuşuruz, başka bir tane daha çalarız ve bunu notalara dönüştürürüz. Bunu beraber yaparız. Daha büyük bir şeyin parçası olduktan sonra kim kahvaltıya, öğle veya akşam yemeğine ihtiyaç duyar ki? Cindy yiyordu. Ne yaparsa yapsın. Benim yaşamam gereken bir hayat var.
Tanrım, midem kopmak üzere olan keman telinden daha sıkı bir şekilde bükülüyor
18 Temmuz, 1976
Tanışmadan önce ben bir su kabıydım. içimdeki su sallanıp duruyordu ve tüm düşüncelerimi kafamın içinde tutuyordum. Akışım durgunlaşmıştı ve yoldaşlarımla beraber yürüyemiyordum. Camı kırıp parçalamak, kafamızın kenarlarına batmasına izin vermek zorundaydık. Tüm parçalar birbirine oturana kadar sallamak zorundaydık. Çatlaklar görünür bir şekilde tekrar bir araya getirmene ihtiyacım vardı. Şimdi bir çeşme gibi akıyor ve artık çok şey biliyorum.
Eskiden nasıl şarkı söylediğimizi hatırladım.






