∆K=([ϑK/ ϑx], [ ϑK/ ϑy], [ ϑK/ ϑz]) Ya da: Epizyometrik
rating: +2+–x

"Ne kadar kaldı?" diye sordu Matthew, karnı guruldarken.

Zeke neredeyse yirmi dakikadır sürekli saatine bakıp duruyordu. "Üç dakika on saniye. Dokuz." Biraz bekledi. "Beş."

"Hangi yönde demiştin?", diye sordu Matthew.

"Kaç kere bunu sordun?", dedi Zeke.

"Çok kere, sanırım.", diye cevapladı Matthew.

Zeke yanındaki çantayı karıştırıp baktı. Bunu daha çok taşımak istemiyorum amına koyayım. diye düşündü. Son zamanlarda Vakıf teknolojisi iyice bilim kurguya dönüşmüştü, ama krizlerin ciddiliği büyüdükçe Ar-Ge'deki uşaklar ufaltmaktan vazgeçtiler. Bu şey büyük ihtimal bir kamyon ile taşınır, diye düşünmüşlerdir. Aynen, benzinimiz varken çok iyi bir düşünceydi.

"Daha ne kadar var?", diye sordu Zeke.

"İki mil. Ve pencere kapanmadan aşağı yukarı…" Matthew saatine baktı. "…üç saatimiz var. Kalkmamız lazım, adamım."

"Hassiktir, cidden mi?", dedi Zeke. "Ben de tam domalmışken ufak bir sikişiriz demiştim. Sanki acil bir işimiz varmış gibi konuşuyorsun."

"Sen manita malzemesi değilsin, Zeke.", dedi Matthew düz bir yüz ile. "Hadi kalk, kalk. Gidip Dünya'yı kurtaralım.

"Atlanta'da bu kadar somurtkan değildin.", diye cevap verdi Zeke.

"Dünya'nın sonu geliyor ve ben ayrım yapmıyorum. Dava mı açıcan? Ciddi bir şey olmadığını sana söylemiştim. Pencere kapanana kadar hala ufak bir ilişkinin nostaljisini mi yaşamak istiyorsun yoksa şu çantayı alıp hemen gitmek mi?"

Zeke çoktan ayaktaydı. "Haydi, bir şey yapalım."

**

"Bunu şu ana kadar kaç kere yaptık sence?", diye sordu Matthew.

"Benim kaçırdığım bir kıyamet hatırlıyor musun?", diye cevapladı Zeke. "Bu bana gayet yeni gibi geldi."

"Demek istediğimi biliyorsun. Kodumun Gözetleyicilerinin brifing sırasında dedikleri şeyler."

"Ona inandın mı lan? Paralel evrenler? Ezekiel Washington ve Matthew Cloar'ın kırları dolaşıp, kafa karıştıran cinsel maceralara atılırken Dünya'nın sonuna karşı son direnişi sergileyen diğer versiyonları? Sence bizden cidden milyonlarcası var mı?"

"Yani, senden daha fazla olması hakkında çok derin düşünmemeye çalışıyorum, ama harbiden, böyle bir şeyi uydurmaları için bir sebep görmüyorum. Zaten yeteri kadar aptalca."

Zeke omuz silkmeye çalıştı, çabadan dolayı yüzü buruştu. "Aptal bir şekilde mantıklı geliyor bana. Bu tarama makinelerinden birini doğru koordinatlara götür, hepsini aç ve ışığın ölümünü sihirle yok et."

Matthew sessiz bir şekilde yürümeye birkaç dakika boyunca devam etti. "Ailelerimizi bir daha görecek miyiz sence?"

Zeke kafasını salladı. "Bileni siksinler. Umarım öyledir. Bunu geri alırsak bunların hiç olmadığı bir Dünya'ya geri döneceğimizi söylediler. Bence bu o paradoks Dünyalarından olacak, şu ideal olup da bizim içinde olmadığımız. Ama onu mümkün kılmış olacağız. Biz ve diğer hepsi. Sanırım bir Libby'nin babasını bir yerde tekrar görecek olması bir şeye değer." Zeke yeterli su içmiş olsaydı yüzünden yaşlar akıyor olurdu.

Yürüyüş sohbetsiz şaşırtıcı bir şekilde sıkıcıydı. Sadece mil ve mil boyunca Tennessee'nin düz kırları, arada bir ufak bir tepe, boş evler ve boş kasabalar, yenmiş fare yığınları, sahiplerinin ölmeden önce bayrak direğinden indirmeyi unuttuğu yıpranmış Amerikan bayrakları. Saygısızlık., diye düşündü Matthew.

"Tanrım, bu eyaletin ne kadarı satıldı?", dedi Matthew. "Şimdiye kadar örümceklerin ülkesine gireriz sanıyordum."

"Yok, Proleterya buraya yönde hiç Arkansas'dan çıkmadılar.," dedi Zeke. "Sanırım başkanları Beşistlerin bir haltını geçti, Göl İlçesi ve Memphis Kongresi'ni aynı anda kan düşmanı edindi. Köylüleri, Memphis'te olan bir şeye uydurmak kolay değildir. Onu sana temin ederim."

"Harbiden ya sen buralardandın.", dedi Matthew.

"Paduşa, tabi. Buradaki sınırın kuzeyinde. Yani, biliyorsun ya," Zeke tükürdü. "Buranın kuzeyinde idi, Franklin Savaşı'ndan önce."

"Onun ne olduğunu hatırlıyormuşum gibi yapıcam.", dedi Matthew. "Balroglarla meşguldüm, hatırladın mı?"

"Bana hala saçmalık gibi geliyor.", dedi Zeke. "Sen Filadelfiya'dandın, di mi? Centralia dii ziiye çok da yakın değil."

"Sen tam bir götsün, biliyor musun?", dedi Matthew, iğrenmek için çok yorgundu. "O bütün Amişleri öldürdükten sonra acıktı, anladın mı? Cidden bak, Filadelfiya kesinlikle bir Afet Bölgesiydi. Şimdi kesin Doğu Kıyısının kalanı kadar düzdür."

Sessiz birkaç dakika daha. "Sanki çok sikinde,", dedi Zeke, "ama en azından benimkiler kasabama geldikten çok geçmeden haklandılar."

"Kim, Franklinliler mi?", dedi Matthew. "Kalmadılar mı artık?"

"Yok, geçit bütün eyaleti aldı götürdü, Yunanistan'da kodumun bir yere koydu. Samus, Trakya, o gerzek adalardan biri. Bütün Franklin eyaleti bir tane üçüncü dünya ülkesinin üstüne düşüverdi."

Matthew homurdandı. "Harbiden bu kadar engelli misin? Semadirek'te ne olduğunu duymadın mı?"

"Matty, Sem Adrek ya da ne boksa, orada ne olduğu sikimde bile değil. Tek bildiğim nasıl öldüklerine bakarsak, sanırım bir şekilde Orta Doğu'nun kalanı ile birlikte ölmüşler, bir şekilde."

"Siktir.", dedi Matthew. "Yiyici mi?"

"Tam puan, Yiyici. Daha iyi birilerinin başına gelemezdi."

Daha çok sessizlik. Konum daha da yaklaştı. İkisi şimdi Evergreen Sokağı'ndaydılar, bir park arıyorlardı. Bulması zor değildi. Zeke'in kemerinde Dresden şehrinin sınırlarına girdiklerinden beridir öten ufak bir cihaz, şimdi daha çok ötüyordu.

"Bu bok çukuru kasabada kaç tane çöp kovası vardı?", diye sordu Matthew.

"Bu haltı çalıştıracak kadar, demek ki.", dedi Zeke.

Matthew kafasını salladı. Gözetleyiciler Scranton Çapasının yeri hakkında çok detaylıydılar, ve bu jeolojik bir tesadüf değildi; görünüşe göre bu şehirdeki anomali yoğunluğunun merkezi önlerindeki park oyuncaklarına göre önlerinde olan Wilson Park'ındaymış. Gözetleyicilerin bulması oradayken çok kolay dediği şu şeyi doğru yerde çalıştır, ve bişey bişey geçit ve bişey bişey boyutları hizala bişey bişey ve herkes paste yiyip eve dönüyor. Matthew, Zeke bir hıyar olduğu için onunla uğraşmayı seviyordu, ama bu şeyleri ondan daha çok anladığı da yoktu. Tüm bu şeylerden önce o bir gardiyandı; Zeke ise altı yıl boyunca üst üste kutu dizerdi.

Ama Araştırma kesindi. Özellikle o Zank herifi. Bu ikisi olmalı, demişti. Hep bu ikisi olmuştu.

Zeke metin kalmaya çalıştı, ama sırtındaki çantanın ağırlığı fazla gelmeye başladı. "Hadi, bana ver şunu.", dedi Matthew. Zeke hayır bile demedi, yavaşça çantanın kayışlarını omzundan kayırdı ve ona içinde ekipman ve erzak olan çantasını uzatan Matthew'e verdi. Son tepenin yanındaydılar.

Tepeye çıkınca, Matthew ve Zeke'in gördüğü manzara alışılmadıktı, insanlık tarihinin garip son anlarında bile. Salıncakların yanında yaklaşık yirmi metre havada uçan, kesinlikle, dikenli mor bir lastik toptu.

Topun hemen altında, elindeki Kindle Fire'a tıklayan, genç bir çocuk vardı. Matthew o şeylerden yıllardır görmemişti, en azından sivil versiyonundan. Oturan şekle yaklaştılar.

Bir metreden yakın durup, Zeke boğazını temizledi.

"Şşş şşş şşş şşş şşş şşş şşş,", dedi genç. "Kes sesini bir dakika. Bana bir bok söyleme şu an, dostum. Şunu kazanmak üzereyim."

Kirli, tanrı bilir hangi pislik kokan, ölümüne yorulmuş Zeke ve Matthew tabletine tıklayan çocuğun önüne oturdu. Zeke saatine baktı ve Matthew'e sessiz bir şekilde Kırk beş dakika. dedi.

Matthew tablete baktı. Çocuk ekranın sol tarafındaki birşeylere tıklıyordu, ve ekranın ortasına taşıyordu ve taşıdığı ekranın sağ tarafından gelen ufak şekillere ateş ediyordu. Ekranın sağ tarafındaki kişiler yavaşça toprak kazanıyordu, gelen seslere göre çocuğun ortaya koyduğu şeyleri yiyorlardı. Ama o şeyler ateş etmeye devam ettiler, ve sağ taraftan gelen cisimlerin sayısı azalmaya başladı. Sonra, çocuk sol taraftaki şeylerden birine tıkladı ve onu sağ taraftaki şeylerin üstüne bıraktı, ve o şeyler patlayıp yok oldu. Ekranda bir kupa belirdi ve çocuk kupaya tıkladı, sonra da ekran beyaza dönüştü.

"SONUNDA AMINA KOYAYIM," diye cennetlere bağırdı, çocuk. "YEAAAAAAAA!" Tabletin kapağını kapattı, güç tuşuna bastı, ve kenara koydu.

"Pardon, sonunda şu şeyi yendim.", dedi. "Buraya oturduğumdan beridir oynuyorum. Çok yavaşsınız."

Zeke sonunda oturabildiğinden sinirlenmek için fazla minnettardı. "Ne zamandır oturuyorsun?"

Genç omzunu silkeledi. "Üçüncü yıldan sonra saymayı bıraktım. Ayrıca, geçen ay zamanı iptal ettiklerine eminin yani pek de bir önemi yok."

Matthew başını salladı. "Şimdi sen, eee… bizim ruhani rehberimiz falan mısın?"

"Yani, öyle bir şey heralde.", dedi genç. "Benim adım Tyler, bu kasabada yıllar boyunca yaşadım, ilkokulun bir kısmını patlatan uzaylılar sayesinde daha yüksek bir bilinç seviyesine yükseldim sonra da bu evrenden vazgeçtikleri zaman geri tükürüldüm. Sanırım 2017 gibi oldu bunlar. Onları korkutacak bir şey olmuş muydu o zamanlar?"

Zeke Matthew'e baktı. "Yani, biraz. Tehlikeli kişilerin hapislerde nasıl tutulduğunu biliyor musun?"

"Az çok,", dedi Tyler. "Öyle şeyler hakkında en son insanken bir şeyler duyduğumu hatırlıyorum. Niye, bir şey kaçtı mı?"

"Aşağı yukarı,", dedi Matthew. "Her şey kaçtı. İlk bir iki şey, sonra diğer gruplardan saldırılar, sonra bir savaş, birkaç şeyler daha, biraz saldırı daha, bir savaş daha ve sonra her şey patladı. Çoğu türler öldü. Ama biz bunu düzelteceğiz, sanırım? Ne biliyim. Sanırım sen de buna dahilsin, bir şekilde."

"Ah, evet,", dedi Tyler. "Xyank herşeyi anlattı bana."

"Tabii ki öyle yaptı.", diye mırıldandı Zeke.

"Nokta burası,", dedi Tyler. "Scranton Çapa'sını buraya kurun, şu eve döndürün" karışı sokaktaki bir eve işaret etti "ve ateşleyin. Bir saate diğerlerine bağlanır."

"Bizim öyle bir zamanımız yok dostum. Pencere kapanaca-"

"Pencere falan yok,", dedi Tyler Zeke'in sözünü keserek. "Xyank sadece sizi daha hızlı hareket etmeye motive etmek için öyle bir şey söyledi. Yani, onun dediği her şey kesin olarak… doğru değil. İstediğini elde etmek için yalan söyleme konusunda çok açık görüşlü biridir."

"Rahatladım bak.", dedi Matthew.

"Ha, kim takar,", dedi Tyler. "Napacaktın, Dünya'yı olduğu gibi mi bırakacaktın? Ne yapılacaksa yapsan daha iyi işte."

Zeke omzunu silkeledi. Matthew omzunu silkeledi. Tyler omzunu silkeledi. Üçü Scarnton Çapası'nı kurmaya başladı.

**

Zeke klavyeye dört haneli şifreyi girdi, sonrada tuşa vurdu. Matthew bir tane daha girdi ve yıldız tuşuna vurdu. Yeşil ışıklar, uğultular.

"Hallettik mi?", diye sordu Zeke.

"Sanırım hallettik, adamım" Dedi Matthew, Zeke'e bakarak.

"Hassiktir,", dedi Zeke, sonra Matthew'i omzundan tuttu ve öptü. İkisi birkaç saniye boğulmuş sesler yaptılar.

"Ne kadar tatlı", dedi Tyler. "Gitmek için güzel bir yol."

Öpüşme yavaşladı, yavaşladı, durdu ve ayrıldı. İki adamda Tyler'a baktı.

"'Gitmek' derken ne kastediyorsun?", diye sordu Zeke.

"Demek istediği, şey, bu şey sıfırlayıp ya da ne haltsa onu yapıp bizi orijinal evrenimize geri gönderecek ya, onu diyor. Büyük sıfırlamadan önce, buradan çıkıp daha önce her şey nasılsa ona dönücez ya. Di mi?", dedi Matthew Tyler'a bakarak. Kalbi çökecek gibiydi.

Tyler iki herife bakmaya devam etti, dudağını büzüştürdü, ve kahkalara boğuldu. "Siktir, Xyank sizi harbiden sikti, ha? Size bunun ne olduğunu dedikleri bu muydu?"

Scranton Çapa'sı titremeye başladı, sonra da içinden dumanlar çıkmaya başladı. Tiz uğultu daha, daha, daha ve daha da gürültülendi, ve sonra Çapa'nın üstündeki ışıklar söndü. Ortadaki top açıldı ve geri çekildi. Hiçbir şey değişmiş gibi durmuyordu.

Zeke, Çapa'ya baktı, ve öbür tarafına yürüdü. "Bu ne yarra-"

Dünya dışı bir çığlık ve sonra da cansız, çok renkli bir patlama Scranton Çapa'sının ortasından Zeke'in göğsüne doğru aktı. Önce dar başladı, bir hortum akıntısı gibi, ama sonra anında üç metre kalınlığına ulaştı ve Zeke'i tepeden yola fırlattı. Zeke asfalta çakıldı, Matthew sırtını ve sonra kafasını siyah yere yapışık gördü. Matthew, akıntı Zeke'i tamamen kaplamadan önce kafasının arkasından akan kanı gördü.

Matthew, Tyler'a döndü. "Ne bu şimdi?" dedi.

"Ney?" diye akıntının gürültüsünün arkasından bağırdı Tyler.

"Be bu siktimin şeyi?!", diye tekrarladı Matthew, bağırarak.

"Kodumun sonu, dostum!", diye bağırdı Tyler.

"Bunu tamir ettiğimizi sanıyordum!", diye bağırdı Matthew.

"Tamiri yok ki, gerizekalı,", diye cevapladı Tyler. "Artık hasar çok derin. Her zaman her şeyi kurtarmanın bir yolu yoktur. Nasıl gideceğini seçmen gerekir. Gezegensel ötenazi. Gözetleme bunu seçti."

Matthew gözlerini akışa çevirdi. Yere cansız bir renk yayılıyordu. Yere indiği yerde biraz hareketlilik fark etti. Akıntı hayattaydı, yere çarptığı noktadan uzaklaşan şeylerden meydana geliyordu. Canlı şeyler birbirlerine çarpıyor, birbirlerinin üstünden emekliyor ve kenarlardaki çimenli yokuşlara düşüyorlardı.

Bazı varlıklar tepeye doğru yuvarlanıyordu. Matthew yakınlaştıklarında daha iyi gördü.

"Ne lan bu… yavru kediler?"

"Evet, yavru kediler.", dedi Tyler, gürültü devam ederken. "Sadece ve sadece yavru kediler ile dolu koskoca bir evren. Ölümsüz, kendi kendine yeterli yavru kediler. Onların içinde boğulacağız. Yemek yemezler, yemeğe ihtiyaçları yoktur, miyavlamaktan başka bir şey yapmazlar. Tam bir vakumda bile, sadece miyavlayıp birbirlerinin üstünde yuvarlanırlar. Sürekli iyileşen bir ejderhayı bile durdurabilecek kadar yavru kediler. Ölümcül bir yıldızı söndürebilecek kadar yavru kediler. Dünyaların Yutucusu'nu hırıltı ve kürk ile boğabilecek kadar yavru kediler. Biz ölücez, ve onlar ya ölücekler ya da sonsuzluğu kedi cehenneminde harcayacaklar. Sanırım bu bir intikam?"

Matthew akıntı arttıkça sadece bakakaldı. "Daha ne kadar artacak?"

Tyler omzunu silkti. "Scranton Çapa'larını koyduğunuz yerler var ya? Onlar da aynı bunu yapıyorlar. Bütün yırtıklar birleşecek, yırtılacak ve beraber devasa bir tanesini yaratacaklar. Üç bin mil genişliğinde, direkt kedi evrenine bağlı bir epizyotomi. Xyank'ın şey için bir formülü bile vard… aah, ne demişti ona? 'Felidae düşümü'? Bütün gezegen baştan aşağı yavru kedi olacak, Mariana çukurunun dibinden, lagrange noktalarına kadar, bir gün içinde. Ve sonra kedicikler yayılmaya devam edecekler, uzaya, Güneş Sistemi'nin dışına, Oort fırının dışına. Umarım tüylü hıyarlar pasta seviyordur."

Matthew artık daha fazla şaşıramıyordu. "Ne zaman birleşecekler?"

"Dedim ya. Bir saat içinde. Akıntıya bakarsam, onun yarısını veririm tahmin olarak."

Matthew yarı oturdu yarı yere çöktü. Tyler yanına oturdu.

"Xyank bize özel olduğumuzu söyledi. Diğer bütün başka evrenlerde, bunu yaptığımızı söyledi. Kıyameti durdurmaya gidenler hep ikimizdik. Hep Dünya'yı kurtardık."

"Xyank bok dolu olabilir, ya da sözlerini hatırladığından farklı bir şekilde anlatmış olabilir.", dedi Tyler. "Bir zamanlar… insan olmadığım zamanlarda diğer evrenlerde gördüğüm şeyler var. İkinizin yaptığınızı yapmanızı gördüm. Tamamen yalan değil dedikleri. Ne zaman Dünya sona ericek olsa, ikiniz her zaman oradaydınız. Ama eminim bu hep bu şekilde sona erdi. Biriniz ölü, öbürü izliyor. Mutlu bir hikaye değil."

Bir yavru kedi tepeden yuvarlanıp Matthew'in ayağının dibine geldi. İlk başta ufak beyaz yumağı ayağıyla ezmek geldi aklına, ama sonra daha iyi bir fikir geldi. Onun suçu değil sonuçta., diye düşündü kafasını kaşırken.

"Bence buna isim vermeliyim.", dedi Matthew durduk yere.

"Lütfen adını Zeke koyma.", dedi Tyler anında. "Son yaptığım şeyin seni taşaklarından yumruklamak yaptırma, bence Zeke de bunu isterdi."

"Onu tanımıyorsun ki.", dedi Matthew.

"Tanımıyordum.", diye itiraf etti Tyler. "Her neyse, ondan daha yaratıcı bir isim koy."

Sokağa akan kediciklerin akışı kalınlaştı ve bükülmeye başladı. Son birkaç dakika kaldı., diye düşündü Matthew. Kediyi dikkatlice eline aldı ve anlına bir şeyler yazmaya başladı, sonrada kediyi yokuş aşağıdaki büyüyen yığına fırlattı.

Tyler ona baktı. "Kararını verdin mi?"

Matthew kafasını salladı. "Adını 'Centralia Bound.' koydum. Umarım bununla ilk o balrog boğulur."

İkisi Dünya kükreyip kararıncaya kadar sessizce oturdular.

Unless otherwise stated, the content of this page is licensed under Creative Commons Attribution-ShareAlike 3.0 License